Hac, İslâm'ın beş esasından
birisidir. Hem malî ve hem de bedenî bir ibadettir.
Hac, kelime olarak, "yönelmek, kasdetmek, bir
kimseyi ya da bir yeri çokça ziyaret etmek" anlamlarına
gelir.
Dini bir terim olarak hac, "Belirli bir
zamanda usulüne uygun olarak ihrama girdikten sonra
Arafat'ta vakfe yapmak, Kâbe'yi tavaf ederek ziyaret
etmek ve diğer bazı dini görevleri yerine getirmek"
suretiyle yapılan ibadeti ifade eder. Bu ibadeti yerine
getirene hacı denir.
Hac, hicretin IX. yılında
farz kılınmıştır. Haccın farz olduğu hükmü, Kur'an ve
Sünnette bildirilmiştir. Bu konuda tüm müslümanlar görüş
birliği içerisindedirler. Kur'an-ı Kerîm'de, "Gitmeye
gücü yetenlerin Kâbe'yi haccetmeleri insanlar üzerinde
Allah'ın bir hakkıdır." buyurulmuştur. Hz. Peygamber de,
"İslâm beş temel esas üzerine kurulmuştur. Bunlar,
Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın
peygamberi olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekat
vermek, Kâbe'yi haccetmek ve Ramazan orucunu tutmaktır."
buyurmaktadır.
Hac, bilindiği şekliyle
Hz.İbrahim'e kadar uzanan bir ibadettir. Kur'an ve
hadisler bize, Hz.İbrahim'in haccından, insanları hacca
çağırmasından bahsetmekte, (Hac 22/27-28) Kâbe'nin ve
hac menasikinin tarihçesine işaret etmektedir.
Hac Kimlere Farzdır ? Erkek
olsun, kadın olsun şartlarını taşıyan her müslümana,
ömründe bir defa haccetmek farzdır. Üzerine hac farz
olan kimse, bu ibadeti geciktirmeden bir an önce yerine
getirmelidir. Üzerine farz olduğu halde bir takım
gerekçelerle bu önemli ibadeti yerine getirmeyip ileri
yaşlara ertelemek dinen uygun değildir. Bu şekilde
haccını erteleyip daha sonra bizzat hac yapamayacak
duruma düşen kimse, yerine bedel (vekil) göndermek
zorunda kalır.
Bir kimsenin hac ibadetiyle
yükümlü sayılması için; müslüman, akıllı, erginlik
çağına ulaşmış, hür, hac için yeterli malî imkâna sahip
ve bu ibadeti yerine getirecek vakte erişmiş olması
şarttır. Bu şartlardan birini taşımayan kimseye hac farz
olmaz.
Kendisine hac farz olan kimsenin, haccını
bizzat eda etmekle yükümlü sayılması için de, sağlıklı
olması, tutukluluk veya yurtdışına çıkma yasağı gibi bir
engelinin bulunmaması ve yolun güvenli olması şarttır.
Ayrıca boşanma veya ölüm iddeti beklemekte olan kadının,
beklemesi gereken süreyi tamamlamış olması lazımdır.
Hac yolculuğuna katlanamayacak, ya da fiilen
haccedemeyecek derecede hasta olanlar ile, yaşlılar,
tutuklular, yurtdışına çıkışları yasaklanmış olanlar ve
iddet beklemekte olan kadınlar, hac kendilerine farz
olsa bile, eda ile yükümlü değildirler. Bu durumda
olanlar şartları oluştuğu takdirde bizzat haccederler.
Haccın Faziletleri Dünya ve
ahiret hayatı açısından önemli bir dönüm noktası olan
hac, samimi ve ihlâslı bir şekilde yerine getirildiği
zaman, müslümanı günahlarından arındırır, onun Allah
katındaki derecesini yükseltir, cenneti kazanmasına
vesile olur ve kişiyi ahlâken olgunlaştırır.
Gücü yetenlerin farz olarak ömürlerinde bir defa
yapacakları bu ibadetin fazileti gerçekten büyüktür.
"Kim Allah için hacceder de kötü söz ve davranışlardan
sakınır ve günahlara sapmazsa - kul hakları hariç -
annesinin onu doğurduğu günkü gibi günahlardan arınmış
olarak döner" hadisi şerifi, haccın ne derece faziletli
bir ibadet olduğunu anlatmaya yeter. Bununla birlikte
haccın fazileti konusunda birkaç hadis-i şerif daha
zikretmek yararlı olacaktır.
Peygamber Efendimiz
(S.A.S.) şöyle buyurmuştur:
"Makbul haccın
karşılığı Cennetten başka bir şey değildir. Umre de
diğer bir umre ile arasındaki günahları siler."
Amellerin hangisi daha faziletlidir? şeklindeki
bir soruya Peygamberimiz: "Allah ve Rasûlüne iman"
şeklinde cevap vermiş; sonra hangisi ? diye sorulunca;
"Allah yolunda cihad" buyurmuş, sonra hangisi?
denince;
"Makbul hac" diye cevap vermiştir.
Hacceden kimselerin Allah katındaki değeri çok
yüksektir. Bu sebeple Yüce Allah onların içtenlikle
yapacakları duaları geri çevirmez. Peygamber Efendimiz;
"Haccedenler ve umre yapanlar Allah'ın
misafirleridir. Kendisine dua ederlerse, dualarını kabul
eder, Bağışlanma dilerlerse onları bağışlar"
buyurmaktadır.
Konuyla ilgili bir diğer hadis-i
şerif de şöyledir:
"Hac ve umreyi art arda
yapınız. Çünkü bu ikisi, körüğün demir, altın ve gümüşün
pasını giderdiği gibi fakirliği ve günahları yok eder."
Bir hadis-i şerifte de hac ve umre normalde gaza
yoluyla yapılan cihada katılmayan yaşlılar, küçükler,
güçsüzler ve kadınların cihadı olarak nitelendirilmiştir
ki, bu da haccın ne derece faziletli bir ibadet olduğunu
göstermektedir.
Yüce Allah'ın kullarını en çok
affettiği gün olan Arafe gününde saçı başı dağılmış,
toza toprağa belenmiş bir vaziyette el açıp Allah'a
yalvaran kullarını Cenab-ı Hak mutlaka affeder. Önemli
olan böylesine üstün bir ibadeti, gereği gibi yerine
getirerek onun faziletinden
yararlanmaktır.
Haccın Hikmetleri
Allah'ın emrettiği her şeyde şüphesiz
insanların dünya ve ahiret hayatı için pek çok hikmetler
vardır. Bu şaşmaz gerçeğe göre haccın da pek çok
hikmetleri bulunmaktadır. Bunlardan bazıları şöyle
sıralanabilir:
Her insan yaratılışı gereği Yüce
Allah'a karşı kulluğunu ortaya koymak ihtiyacındadır.
Hac, kula, en belirgin bir şekilde Yüce Allah karşısında
aczini ortaya koyma, kulluğunu ifade etme ve onun
verdiği nimetlere şükretme imkanı veren bir ibadettir.
Çünkü hacı, mal, mülk, makam ve mevki gibi dünyevi
unsurlardan sıyrılarak Allah'a yönelir. Sonsuz güç ve
kudret sahibinin karşısında teslimiyetini ve bağlılığını
ifade eder. Bu durum kendisine Allah'a kul olma zevkini
tattırır.
Hac; renk, dil, ırk, ülke, kültür,
makam ve mevki farkı gözetmeksizin aynı amaç ve gayeleri
taşıyan milyonlarca müslümanı bir araya getirerek
eşitlik ve kardeşliğin çok canlı bir tablosunu
oluşturur. Bu, lafta kalan kuru bir iddiadan ibaret
değildir. Zenginiyle, fakiriyle, güçlüsüyle, güçsüzüyle
bütün hacılar aynı kıyafetler içinde, aynı
mahrumiyetleri yaşayarak, aynı güçlüklere katlanarak,
aynı şartlarda hareket ederek fiili bir eşitlik ve
kardeşlik eğitiminden geçerler. Trilyonlara hükmeden bir
zenginle geçimini zor karşılayan bir fakire aynı kıyafet
içinde Arafat'ta beraberce el açıp dua ettiren ve
Kâbe'nin etrafında yan yana tavaf ettiren hac ibadeti,
insanlara makam, mevki, mal mülkle böbürlenmemeyi, İslâm
kardeşliği içinde tanışıp kaynaşmayı ve mahşeri
unutmamayı öğretir.
İslâm Dininin doğup
yayıldığı, vahyin indiği, Hz. Peygamber ve Ashabının bin
bir güçlük ve sıkıntılar içinde mücadeleler verdiği ve
Hz. Adem'den beri bazı peygamberlerin uğrak yeri olmuş
kutsal toprakları görmek, müminlerin dini duygularını
güçlendirir, İslâm'a bağlılıklarını
artırır.
Dünyanın dört bir tarafından gelen,
renkleri, dilleri, ülkeleri ve kültürleri farklı, fakat
hedef ve gayeleri aynı binlerce müslümanın birbirleriyle
kaynaşması ve görüşmesi sağlanmış olur. Bu durum
müslümanların birbiriyle irtibat kurmalarına,
birbirlerinin dertlerinden haberdar olmalarına ve hatta
ticari bağlantılar kurmalarına imkan sağlar.
Hac
ibadetiyle müslüman, Yüce Allah'ın kendisine lütfettiği
sağlık, yetenek, mal ve mülk gibi dünyevi nimetlerin
şükrünü eda etmiş olur. Hac yapan müslümanlar sabır,
tahammül, sıkıntılara katlanma, güçlüklere göğüs
gerebilme, büyük kalabalıklarla aynı anda hareket ederek
aynı şeyleri yapabilme, yardımlaşma, dayanışma ve belli
kurallara adapte olabilme... gibi ahlaki özelliklerini
geliştirirler.
Hac, müslümanlarda ömür boyu
silinmeyecek derin hatıralar bırakır. Bu hatıralar;
müminin hacdan sonraki yaşamında istikametini
kaybetmemesine hizmet eder. Hac, müminin hayatında adeta
bir dönüm noktası oluşturur.
Arafat gibi mahşerin
örneğini oluşturan bir yerde Allah'a el açıp yalvaran ve
günahlarından sıyrılan bir müslüman bir daha kolay kolay
eski işlediği günahlara dönmek istemez. Bu yönüyle hac,
günahkar müslümanlar için bir arındırma ve iyileştirme
işlemi görür.
Hac sayesinde müslümanlar arasında
güzel etkileşimler meydana gelir. Müminler
birbirlerinden güzel hasletler alırlar. Fikirlerinde
müspet anlamda önemli değişmeler olur. İnsanları
birbirinden uzaklaştıran ırkçılık gibi olumsuz
düşüncelerin törpülenmesi sağlanır.
Kısaca
haccın, başka ibadetlerde olmayan kendine özgü pek çok
hikmetleri, ahlâkî, sosyal, ekonomik ve psikolojik
yararları vardır. Yukarıda yalnızca bunlardan bazıları
zikredilebilmiştir.
Kâbe
Haccın sebebi ve namazlarda kıblegâhımız olan Kâbe,
yeryüzünde alemlere bereket ve hidayet kaynağı olarak
insanlar için kurulan ilk binadır. Allah'ın emriyle Hz.
İbrahim ve oğlu Hz. İsmail tarafından Mekke'de
yapılmıştır.
"Mescid-i Haram" denilen mabedin
ortasında bulunan Kâbe, kuzeydoğu duvarı 12.63;
kuzeybatı duvarı 11.03; güneybatı duvarı 13.10;
güneydoğu duvarı 11.22 ve yüksekliği 13 m olan 145 m2
alan üzerine kurulmuş taş bir binadır. Üzeri siyah bir
örtü ile örtülüdür. Örtüsü her sene hac mevsiminde
yenilenmektedir.
Kâbe'nin köşeleri yaklaşık
olarak dört ana yönü gösterir. Köşelerden her birinin
ayrı ismi vardır.
Doğu köşesine "Hacer-i Esved"
veya "Şarki", kuzey köşesine "Irakî", batı köşesine
"Şâmî" ve güney köşesine de "Yemânî" denir.
"acer-i Esved", Kâbe'nin doğu
köşesinde yerden 1.5 m yükseklikte bulunmaktadır.
"Hacer-i Esved" siyah taş demektir. Hz. İbrahim
tarafından tavafa başlanacak yere işaret olmak üzere
konulmuştur. Başlangıçta çevresi 18-19 cm olan bu taş,
çeşitli yıkımlar sebebiyle birkaç defa kırılmıştır.
Şimdi, ilk olarak konulduğu köşede, gümüş muhafazalı
kurşun içine gömülü yedi parça halinde
bulunmaktadır.
Kâbe'nin, kuzeydoğu duvarında
(Hacer-i Esved ile Irakî köşeleri arasında) Hacer-i
Esved köşesine yakın ve yerden 1.97 m kadar yükseklikte
bulunan altın kaplı bir kapısı vardır. Kapı 1.8 x 3.5 m
boyutlarındadır. Kapı ile Hacer-i Esved köşesi arasında
kalan bölüme "Mültezem" denir.
Kâbe'nin kuzeybatı
duvarının (Irakî ile Şamî köşelerinin) karşısında,
yerden 1.25 m yükseklikte yarım daire şeklinde bir duvar
bulunur. Bu duvara "Hatim" denir. Tavaf bu duvarın
dışından yapılır. Bu duvar ile Kâbe arasında kalan
boşluğa da "Hicr-i Kâbe", "Hicr-i İsmail" veya "Hatîra"
denir. Bu boşlukta Kâbe'ye yönelerek namaz kılınabilir,
dua edilebilir. Ancak Kâbe'ye yönelindiği gibi buraya
yönelip namaz kılınmaz.
Kâbe'nin "Hatîm"'e bakan
duvarının üst ortasında altından yapılmış bir oluk
bulunmaktadır. Halk arasında "Altın Oluk" diye bilinen
bu oluğa "Mizab-ı Kâbe" denir.
Mescid-i Haram
"Mescid-i Haram", Mekke'de
ortasında Kâbe'nin bulunduğu büyük bir mabettir. Buna
"Harem-i Şerif" de denir. Mescid-i Haram, Hz. Peygamber
döneminde, Kâbe'nin etrafındaki küçük bir alandan ibaret
iken ilk olarak Hz. Ömer tarafından genişletilmiş ve
etrafı bir duvarla çevrilmiştir. Daha sonraları Mescid-i
Haram günümüze kadar pek çok defa
genişletilmiştir. Bugün Mescid-i Haram, yüz binlerce
insanın içinde ibadet edebileceği genişlikte bir alana
sahiptir.
Mescid-i Haram'ın içinde, Kâbe'den
başka "Makam-ı İbrahim" ve "Zemzem" kuyusu
bulunmaktadır.
"Makam-ı İbrahim", yaygın görüşe
göre, Hz. İbrahim'in Kâbe'yi inşa ederken iskele olarak
kullandığı ya da insanları hacca çağırırken üzerine
çıktığı taşın bulunduğu yerdir. Burası "Kâbe Kapısı" nın
bulunduğu duvarın karşısında Kâbe'ye yakın bir yerde
bulunmaktadır.
"Zemzem", Allah'ın Hz. Hacer ve
oğlu Hz. İsmail'e ihsan ettiği suyun adıdır. Zemzem
suyunun ortaya çıkışı şöyle olmuştur: Hz. İbrahim,
Allah'ın emriyle eşi Hacer ve süt emmekte olan oğlu
İsmail'i zemzemin bugünkü yerinde bulunan büyük bir
ağacın altına yerleştirmişti. O sırada Kâbe yapılmamış
ve Mekke şehri kurulmamıştı. Etrafta ne bir insan, ne
su, ne de bir hayat belirtisi vardı. Bu şartlar altında
yaşamaya devam eden Hacer, nihayet su ve yiyeceği
bitince çaresiz kalmış, bir can yoldaşı görebilmek ve
birkaç yudum su bulabilmek umuduyla önce "Safa Tepesi"
ne, sonra da "Merve Tepesi" ne çıkmış ve bunu yedi defa
tekrarlamış. Merve Tepesi'ne son gelişinde oğlunu
bıraktığı taraftan bir ses duymuş. Oğlunun yanına
geldiğinde orada Cebrâil tarafından zemzem suyunun
çıkarılmış olduğunu görmüş.
Yeryüzündeki suların
en üstünü olan "Zemzem", halen Kâbe'nin 20 m. kadar
doğusunda, "Makam-ı İbrahim" e yakın bir yerde bulunan
kuyudan çıkmaktadır. Bu kuyu tavaf alanının altındadır.
Kuyuya biri bayanlara diğeri erkeklere ait olmak üzere
iki ayrı yerden merdivenlerle inilmektedir. Zemzem suyu,
içildiği gibi abdest ve gusülde de
kullanılabilir.
Hz. Peygamber zemzem hakkında
şöyle buyurmuştur: "Zemzem hangi niyet için içilirse o
niyet içindir."(13) Bu itibarla zemzem içerken dilek ve
niyeti belirterek içmek uygundur.
Zemzem içerken,
"Allah'ım! Senden yararlı ilim, bol rızık ve her türlü
dert için şifa istiyorum." diye dua
edilir.
Mescid-i Haram, yeryüzündeki tüm
mescidlerden üstündür. Burada kılınan namaz da diğer
mescidlerde kılınan namazlardan fazilet bakımından kat
kat üstündür.
Hac, hac ayları denilen zaman dilimi
içinde yapılan bir ibadettir. Hac ayları Hicrî takvime
göre Şevval ve Zilkade ayları ile Zilhicce ayının ilk on
günüdür. Hac, bu aylar içinde umresiz de yapılabilir,
umre ile birlikte de yapılabilir. Haccın umresiz ya da
umre ile birlikte yapılmasına haccın eda şekilleri
denir. Haccın eda şekli üçtür: 1- İfrad haccı,
2- Temettu haccı, 3- Kıran haccı.
1- İfrad Haccı İfrad haccı,
umresiz yapılan hacdır. Aynı yılın hac ayları içinde,
hacdan önce umre yapmaksızın hac niyetiyle ihrama
girilir ve yalnızca hac yapılırsa ifrad haccı yapılmış
olur.
2- Temettu
Haccı Temettu haccı, aynı yılın hac ayları
içinde önce umre yapıp ihramdan çıktıktan sonra yeniden
hac için ihrama girerek yapılan hacdır. Temettu
haccı yapacak olanlar, mikat sınırında veya daha önce
umreye niyet ederek ihrama girerler. Umre yaptıktan
sonra ihramdan çıkarlar. Daha sonra zamanı gelince hac
için ihrama girerler. Haclarını eda ettikten sonra
ihramdan çıkarlar.
3- Kıran
Haccı Kıran haccı, aynı yılın hac ayları
içinde umre ve hacca birlikte niyet ederek ikisini aynı
ihramla yapmaktır. Kıran haccı yapacak olanlar mikat
sınırında veya daha önce umre ve haccın her ikisine
birden niyet ederek ihrama girerler. Umre yaptıktan
sonra ihramdan çıkmazlar, aynı ihramla haccı da eda
eder, sonra ihramdan çıkarlar. Kıran ve temettu
haccı yapanların şükür kurbanı kesmeleri vaciptir. İfrad
haccı yapanların şükür kurbanı kesmesi gerekmez
HACCIN YAPILIŞI Ülkemizden
giden hacılar, değişik iklim şartlarında uzun süre
ihramda kalmanın doğurduğu zorlukları dikkate alarak
genellikle "temettu haccı" yapmayı tercih ederler. Biz
de bu durumu göz önünde bulundurarak haccın yapılışını
anlatırken, haccın eda şekillerinden "Temettu haccı" nı
esas alacağız. Haccın diğer eda şekillerine ise, Temettu
haccı ile bunların arasındaki farkları belirterek
yetineceğiz. Şimdi "Temettu haccı" nın nasıl
yapılacağını anlatalım:
1. İhrama
Girmek Hacc yapacak bir kimsenin ilk işi
ihrama girmektir. İhrama girmek haccın şartıdır. İhrama
girmeden hac yapılamaz.
İhram Nedir
? Haccın şartlarından biri olarak ihram, hac
ya da umre yapmaya niyet eden kişinin, başka zamanlarda
işlemesi mübah olan bazı fiil ve davranışları, belirli
bir süre kendisine haram kılması, yasaklamasıdır. Buna
"ihrama girme" de denir. İhrama girmiş olmanın
gereklerinden biri olarak bürünülen havlu ve benzeri
türden dikişsiz kıyafete de halk arasında ihram
denmektedir. Ancak "ihram" bu değildir. Usulüne göre
ihrama girilmediği sürece söz konusu bu örtülere
bürünmekle ihrama girilmiş olunmaz.
İhrama Nasıl Girilir
? İhrama, "Niyet" ve "Telbiye" ile girilir.
"Niyet" ve "Telbiye" ihramın rükünleridir. Bunlar
olmadan ihrama girme gerçekleşmez. Niyet
"Niyet", yapılacak haccın şeklini kalben
belirlemektir. Ayrıca lisanen söylenmesi müstehaptır.
Burada temettu haccının yapılışı esas alındığına göre
niyet umre için yapılacaktır. Şöyle niyet edilir:
"Allah'ım umre yapmak istiyorum. Bunu kolaylaştır ve
kabul eyle"
Telbiye
(Lebbeyk Allahümme lebbeyk, lebbeyke lâ
şerike leke lebbeyk, innel hamde ve'n-ni'mete leke ve'l
mülk lâ şerike lek) demektir. "Allah'ım! Davetine
icabet ediyorum. Emrine boyun eğiyorum. Bütün varlığımla
sana teslim oldum. Senin hiçbir ortağın yoktur. Tekrar
tekrar davetine icabet ediyorum. Şüphesiz hamd sana
mahsustur. Nimet senindir mülk de senin... Senin hiçbir
ortağın yoktur." Böylece niyet edilip telbiye
söylenince ihrama girilmiş olur. Ancak ihrama girmeden
önce, sünnet ya da müstehap olarak yapılması gereken
hususlar vardır. İhrama girerken bunlara da riayet
edilmelidir. Buna göre: İhrama girmek isteyen kimse,
ön hazırlık olarak tırnaklarını keser. Gerekiyorsa
koltuk altı ve kasık kıllarını temizler, saç ve sakal
traşı olup bıyıklarını düzeltir. Mümkünse gusleder. Bu
gusül temizlik amacıyla yapıldığı için özel durumda olan
bayanlar da guslederler. Gusül mümkün olmadığında abdest
alır. Varsa güzel koku sürünür. Giymekte olduğu normal
giysilerini ve iç çamaşırlarını (atlet ve kilotunu)
çıkarıp, sadece "izar" ve "rida" denilen iki parça ihram
örtüsüne sarınır. Başını açar, çoraplarını ve
ayakkabılarını çıkarır. Terlik ve benzeri şeyler giyer.
Bayanlar normal kıyafetlerini değiştirmezler. Bundan
sonra, kerâhat vakti değilse iki rek'at "ihram namazı"
kılar. Namazdan sonra yukarıda belirtildiği şekilde
niyet eder. Arkasından da yüksek sesle telbiye söyler.
Bayanlar telbiye söylerken seslerini yükseltmezler.
Niyet ve telbiye'nin yapılmasıyla ihrama girilmiş ve
"ihram yasakları" başlamış olur. İhrama giren
kimseye, ihramlı olduğu sürece "muhrim" denir.
Kadınların İhramı İhrama
girme konusunda kadınlar da erkekler gibidir. Ancak
kadınlar normal elbise ve kıyafetlerini değiştirmezler.
Çorap, ayakkabı ve eldiven giyebilirler. Başlarını
örterler. Fakat yüzlerini açık bırakırlar. Telbiye ve
tekbir getirirken, dua ederken seslerini yükseltmezler.
Özel hallerinde bulunan kadınlar ihrama girerken şu
hususu dikkate almalıdırlar: Şayet adetleri bitmeden
Arafat'a çıkmak zorunda kalacaklarsa, ifrad haccına
niyet etmelidirler.
İhrama Nerede
Girilir ? Mekke çevresinde ihrama girmek
için belirlenmiş noktalar vardır. Bunlardan her birine
"mikat" denir. Mikat sınırlarının dışından hacca veya
umreye gelenler bu sınırları ihramsız olarak geçemezler.
Buna göre: a. Doğrudan Mekke'ye
gidecek olan hacı adayları, uçaklar Cidde'ye indiği ve
Cidde de mikat sınırları içinde bulunduğundan, uçağın
kalkacağı havalimanında veya evlerinde ihrama girerler.
Gerektiğinde uçak mikat sınırını geçmeden uçak içinde de
girilebilir. Ancak pratikteki zorluğu sebebiyle uçakta
ihrama girme tercih edilmemelidir.
b. Hacdan önce Medine'ye gidecek
olan hacı adayları, Medine'de kaldıkları evlerde veya
Mekke yolu üzerinde Medine'ye 11 km. uzaklıkta bulunan
"Zül-Huleyfe" (Ebyâr-i Ali)' de ihrama girerler. Hac
veya umre yapacak olanların mikat sınırını ihramsız
olarak geçemeyeceklerini belirtmiştik. Mikat sınırını
ihramsız olarak geçtikten sonra ihram giyenlere ceza
gerekir. Bu durumda olanlar henüz hac ve umre ile ilgili
görevlerden birini yapmadan, herhangi bir mikat sınırına
dönerek yeniden ihrama girerlerse ceza düşer.
Hac İçin İhrama Ne Zaman Girilir
? İhrama, "hac ayları" içinde girilir. Hac
ayları, Şevval ve Zilkade ayları ile Zilhicce ayının ilk
on günüdür. Bu aylar, hac menasikinin başladığı ve devam
ettiği aylardır. Bazı islâm bilginleri mekruh olmakla
birlikte hac ayları başlamadan önce de ihrama
girilebileceğini söylemişlerdir. Ancak en uygunu ihrama
hac ayları başladıktan sonra girmektir
İhram Yasakları İhrama giren
kimse için bazı iş ve davranışlar yasaktır. Bunlara
"ihram yasakları" denir. Bu yasaklar ihrama girildiği
andan, yani niyet ve telbiye anından itibaren başlar,
ihramdan çıkıncaya kadar devam eder. İhramlı
kimsenin "ihram yasakları" na uyması vaciptir. Yasakları
ihlal edenlere, yasağın çeşidine ve ihlal biçimine göre
değişen cezalar gerekir.
İhramlı için
yasak olan şeyler şunlardır: Cinsel
ilişkiye girmek veya sevişmek, öpüşmek, oynaşmak....
gibi cinsel ilişkiye götüren davranışlarda bulunmak.
Şehevi duyguları tahrik edici şeyleri konuşmak.
Tırnak kesmek, saç sakal tıraşı olmak, vücudun
herhangi bir yerindeki kılları koparmak veya kesmek, saç
sakal ve bıyıkları yağlamak, boyamak, saçlara biryantin
veya jöle sürmek, kadınlar oje ve ruj kullanmak, vücuda
veya ihram örtüsüne koku sürmek ve parfüm kullanmak.
Elbise giymek, başı ve yüzü örtmek, eldiven, çorap,
topuklu ayakkabı giymek. Kadınlar normal giysilerini
çıkarmazlar. Ancak ihram süresince yüzlerini açık
bulundururlar. Harem denilen bölgenin (Mekke ve
çevresinin) bitkilerini kesmek, koparmak. (Harem
bölgesinin bitkilerini kesmek, koparmak ihramsız olanlar
için de yasaktır.) Başkalarına zarar vermek, kavga
etmek, sövmek, kötü söz ve davranışlarda bulunmak.
İhramlı için şunlar yasak değildir:
İhramlının yıkanması, kokusuz sabun
kullanması, diş fırçalaması, diş çektirmesi, kırılan
tırnağı ve zarar veren bir kılı koparması, kan
aldırması, iğne yaptırması, yara üzerine sargı
sardırması, kol saati, yüzük ve bilezik takması, kemer
kullanması, omuza çanta asması, yüzü ve başı örtmeden
üzerine battaniye, pike ve benzeri şeyler alması, palto
ve benzeri giysileri giymeksizin omuza alması yasak
değildir. İşte, usulüne göre ihrama giren hacı
adayları, ihram yasaklarına riayet ederek, telbiye,
tekbir, tehlil ve salavat-ı şerife söyleyerek, Mekke'ye
ulaşırlar. Harem bölgesine ulaştıklarından dolayı dua
ederler. İsteyenler Dua kitabındaki Mekke'ye Girişte
Okunabilecek duayı okuyabilirler. Evlere yerleşip
dinlendikten sonra fazla vakit geçirmeden telbiye ve
tekbir getirerek Harem-i Şerif'e giderler. Kabe'yi
görünce telbiyeyi kesip tehlil ve tekbirlerle dua
ederler. Daha sonra "Umre tavafı" nı yaparlar.
2. Tavaf Tavaf
Nedir? "Tavaf", Hacer-i Esved köşesinden
veya hizasından başlayarak tavaf niyetiyle Kâbe'nin
etrafında yedi defa dönmektir. Her bir dönüşe "Şavt"
denir. Yedi şavt bir tavaf olur.
Tavafın
yapılışı Hacer-i Esved hizasına gelmeden:
"Allah'ım! Senin rızan için Umre tavafı yapmak
istiyorum. Bunu kolaylaştır ve kabul eyle" diye niyet
edilir. Tavafa başlamadan önce erkekler "Iztıba"
yaparlar. Böylece Hacer-i Esved'in hizasına doğru
gidilir. Bu esnada tekbir, tehlil getirilmesi ve dua
edilmesi uygun olur. Hacer-i Esved'in hizasına
varılınca eller, içleri Kâbe'ye doğru olacak şekilde
namaza durur gibi omuz veya kulak hizasına kadar
kaldırılıp "Bismillahi Allahu Ekber" denildikten sonra
Hacer-i Esved "istilam" edilir. İstilam, elleri Hacer-i
Esved'in üzerine koyup onu öpmek demektir. Ancak hac
mevsiminde bu mümkün olmamaktadır. Bu sebeple Hacer-i
Esved'e uzaktan elle işaret edilip sağ avucun içi
öpülmekle yetinilir. Hacer-i Esved'i istilam etmek
sünnettir. Başkalarına eziyet etmek ise haramdır.
Sünneti yerine getireceğim diye insanlara eziyet
vermekten ve böylece haram işlemekten şiddetle
sakınılmalıdır. Bundan sonra Kâbe sola alınarak
tavafa başlanır. Tavafa başlarken ve her şavtın başında:
"Allah, bütün eksikliklerden uzaktır. Hamd, Allah'a
mahsustur. Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. Allah en
büyüktür. Bütün güç ve kuvvet şanı yüce ve azamet sahibi
Allah'a aittir. Salat ve selam, efendimiz Muhammed
aleyhi's-selama olsun. Allah'ım! Sana iman ederek,
Kitabını tasdik ederek, verdiğim sözü yerine getirerek
ve Peygamberinin sünnetine uyarak bu ibadetimi yerine
getiriyorum" diye dua edilmesi güzel olur. Tavafın,
Hatim'in dışından yapılması gerekir. Tavafın ilk üç
şavtında mümkün olduğu sürece erkekler "Remel" yaparlar.
Tavaf esnasında dua edilir, tekbir ve tehlil
getirilir. Kur'an okunabilir. Tavafta telbiye
getirilmez. En uygunu herkesin içinden geldiği gibi
ihlâsla ve samimiyetle dua etmesidir. Mutlaka bir takım
Arapça duaların okunması şart değildir. İsteyenler Dua
kitabında yer alan tavaf dualarını okuyabilirler.
Tavafın kesintisiz olarak yapılması sünnettir. Bu
sebeple tavaf sırasında farz namaz için kamet
getirilmesi, abdestin bozulması, ya da tavafı kesmeyi
gerektiren başka bir mazeretin ortaya çıkması gibi
durumların dışında tavafa ara verilmemelidir.
"Yemen" köşesine gelindiğinde, bu köşe de istilam
edilir. Diğer köşeler istilam edilmez. Yemen köşesi
ile Hacer-i Esved köşesi arasında; "Rabbimiz! Bize
dünyada iyilik ver. Ahirette de iyilik ver. Bizi
cehennem azabından koru. İyilerle birlikte cennete koy.
Ey mutlak güç sahibi! Ey günahları çok bağışlayan! Ey
alemlerin Rabbi! " duasının okunması güzel olur.
Hacer-i Esved köşesine ya da hizasına varılınca ilk
şavt tamamlanmış olur. Beklemeden tekrar istilam
yapılarak ikinci şavta devam edilir. Diğer şavtlar da
aynı şekilde yapılır. Yedinci şavtın sonunda Hacer-i
Esved tekrar istilam edilerek tavaf bitirilir. Sonra
Harem-i Şerif'in uygun bir yerinde iki rekat tavaf
namazı kılınır. Tavaf namazının, kerahat vakti değilse
tavafın hemen peşinden kılınması daha iyidir. Tavaf
namazından sonra dua edilir ve zemzem içilir. İsteyenler
dua kitabında yer alan tavaf namazı duasını
okuyabilirler. Ancak herkesin kendi dilinde içinden
geldiği gibi dua etmesi daha güzeldir. Sonra Hacer-i
Esved tekrar istilam edilerek sa'y yapmak üzere Safa
tepesine gidilir.
3.
Sa'y Sa'y Nedir ?
"Sa'y" kelimesi; koşmak, hızlı yürümek
anlamına gelmektedir. Hac ve umrede Kâbe'nin doğu
tarafındaki "Safa" tepesinden başlayarak "Merve" ye dört
gidiş, Merve'den Safa'ya üç dönüş olmak üzere bu iki
tepe arasındaki gidiş-gelişe denir. Safa'dan Merve'ye
her bir gidişe ve Merve'den Safa'ya her bir dönüşe
"şavt" denir. Safa ile Merve arasındaki yaklaşık 400
metre uzunluğundaki yürüme alanına "Mes'a" denir.
Sa'y yapmak vaciptir. Sa'yin aslı, Hz. Hacer'in
henüz kendisini emmekte olan oğlu Hz. İsmail için su
ararken bu iki tepe arasında koşması hatırasına
dayanmaktadır.
Sa'yin
Yapılışı Hacer-i Esved istilam edilerek Safa
tepesine çıkılır. "Allah'ım! Senin rızan için umre
sa'yini yapmak istiyorum. Bunu kolaylaştır ve kabul
eyle." diye niyet edildikten sonra Kâbe'ye dönülerek
tekbir, tehlil, salavat okunur ve içtenlikle dua edilir.
Sonra Merve tepesine doğru yürünür. Sa'y esnasında
herkes içinden geldiği şekilde dua eder. İsteyenler dua
kitabındaki sa'y dualarını okuyabilirler. Yeşil ışıklı
direklerin arasında, erkekler koşar adımlarla yürürler.
Buna "Hervele" denir. Yeşil direkler arasında her gidiş
ve gelişte: "Rabbim! Günahlarımızı bağışla. Bize
merhamet et. Bize ikram et. Bizim bildiğimiz ve
bilmediğimiz bütün kusurlarımızı biliyorsun, bunları
affet. Çünkü Sen mutlak güç, kerem ve ihsan sahibi
olansın." diye dua edilmesi güzel olur. Merve'ye
varınca bir şavt tamamlanmış olur. Burada da yine
Kâbe'ye yönelerek tekbir, tehlil ve salavat-ı şerife
getirilip dua edilir. Sonra Merve'den Safa'ya doğru
yürünür. Safa'ya varınca ikinci şavt tamamlanmış olur.
Diğer şavtlar da aynı şekilde yapılır. Yedinci şavt
tamamlandıktan sonra Merve'de Kâbe'ye karşı dönülerek
dua edilir. İsteyen dua kitabında yer alan Sa'y
bittikten sonra Merve'de okunabilecek duayı
okuyabilirler. Fakat en güzeli, içe doğan duaların
yapılmasıdır. Bundan sonra tıraş olup ihramdan
çıkılır.
4. Tıraş Olup İhramdan
Çıkmak İhramdan ancak saçlar tıraş edilmek
suretiyle çıkılır. Erkekler saçlarını dipten tıraş
eder veya kısaltırlar. Kadınlar ise saçlarının ucundan
bir miktar keserler. Kısaltmada saçların uçlarından
alınacak miktar, parmak ucu uzunluğundan daha az olmaz.
Tıraş olduktan sonra umre ihramından çıkılmış olur. Hac
için tekrar ihrama girinceye kadar eşiyle cinsel ilişki
dahil, bütün ihram yasakları kalkar. İhramdan çıkma
aşamasına gelmiş ihramlı kimseler, birbirlerini tıraş
edebilirler. Bu aşamaya gelmedikçe ihramlılar bir
başkasını tıraş edemezler. Kıran ve ifrad haccına
niyet edenler ihramlı kalmaya devam ederler. Bu aşamada
kesinlikle ihramdan çıkamazlar. Temettu haccına
niyet etmiş olanlar böylece umrelerini bitirip ihramdan
çıktıktan sonra, hac için ihrama girinceye kadar
Mekke'de ihramsız olarak kalırlar. Bu günlerini mümkün
mertebe iyi değerlendirmelidirler. Beş vakit namazlarını
Harem-i Şerifte kılmaya ve fırsat buldukça bol bol
nafile tavaf yapmaya özen göstermelidirler. Uzaktan
gelenlerin nafile namaz kılmak yerine, nafile tavaf
yapmaları daha uygundur. Tavaf ve namazın dışında
Mescid-i Haram'da Kur'an-ı Kerim tilaveti, dua, zikir ve
tesbihatla meşgul olurlar. Hac için ihrama girinceye
kadar böylece ibadetlere devam edilir. Zamanı gelince
hac için ihrama girilip vakfe için Arafat'a çıkılır.
5. Hac İçin İhrama Giriş ve Arafat'a
Çıkış Temettu haccına niyet edip de umresini
yapmış ve böylece Mekke'de kalmakta olan hacı adayları
uygulamada, hac için ihrama genellikle Zilhicce'nin
sekizinci günü (Terviye günü) girmektedirler. Buna
göre Zilhicce'nin sekizinci gününe gelindiğinde
Mekke'deki evlerde, umre ihramında belirtildiği şekilde
ön hazırlıklar yapılır. Kerahat vakti değilse, iki rekat
ihram namazı kılınır. Sonra: "Allah'ım! Senin rızan için
hac yapmak istiyorum. Bunu kolaylaştır ve kabul eyle."
diyerek niyet edilir. Arkasından telbiye getirilerek hac
için ihrama girilir. Böylece tekrar ihram yasakları
başlamış olur. Hac için ihrama girildikten sonra,
Arafat'a çıkmadan önce nafile bir tavafın (26) ardından
haccın sa'yi yapılabilir. Haccın sa'yini bu şekilde
önceden yapanlar artık "Ziyaret tavafı"ndan sonra sa'y
yapmazlar. Fakat sünnete uygun olan, haccın sa'yinin
Ziyaret tavafından sonra ve ihramsız olarak
yapılmasıdır. Bu şekilde ihrama girildikten ve arzu
edildiği takdirde haccın sa'yi yapıldıktan sonra kafile
ile birlikte Arafat'a hareket edilir. İntikal
esnasında telbiye, tekbir, tehlil, salavat getirilir ve
bol bol dua edilir. Bu mübarek günlerin bereketinden
olabildiğince yararlanılmaya çalışılır. Arafat'a varıp
çadırlara yerleşilir. Hacı adayı bir süre istirahat
ettikten sonra bütün varlığı ile Allah'a yönelip dua
eder, telbiye, tekbir ve tehlil getirir, Kur'an okur,
namaz kılar, günahlarına tevbe ederek göz yaşı döker,
zikir ve tesbihle meşgul olur. Zeval, yani öğle vaktine
kadar böylece ibadet etmeye devam eder.
6. Arafat'ta Öğle ve İkindi Namazlarının
Birleştirilerek Kılınması Öğle vaktine kadar
çadırlarda ibadetle meşgul olunarak bu mübarek mekanın
ve zamanın feyzinden ve bereketinden azami derecede
istifade etmeye çalışan hacı adayı, öğleye doğru namaz
için hazırlık yapar. Öğle ezanı okunduktan sonra
öğle ve ikindi namazları birleştirilerek kılınır. Buna
"Cem-i takdim" denir. Öğle ve ikindi namazı
birleştirilerek şöyle kılınır: Ezan okunduktan
sonra, önce öğlenin ilk sünneti kılınır. Sonra kamet
getirilerek öğlenin farzı eda edilir. Selam verildikten
sonra teşrik tekbiri getirilir. Arkasından tekrar kamet
getirilerek ikindinin farzı kılınır. Selamdan sonra
teşrik tekbiri getirilir. Böylece öğle ve ikindi namazı
bir ezan ve iki kametle eda edilmiş olur. Bu iki
farz namazı arasında başka namaz kılmak mekruhtur. Bu
sebeple öğlenin son sünnetiyle ikindinin sünneti
kılınmaz. Namazdan sonra Vakfe yapılır. Öğle ve
ikindi namazları cem-i takdim ile kılınırken seferî
olanlar öğleyi de ikindiyi de ikişer rek'at olarak
kılarlar. 7. Arafat
Vakfesi Vakfe Nedir? "Vakfe", durmak
demektir. Arafat Vakfesi ise belirlenen zamanda hac için
ihramlı olarak Arafat sınırları içinde bulunmaktır.
Arafat vakfesi, haccın en önemli rüknüdür. Çünkü süresi
içinde orada bulunamayanlar o sene hacca yetişememiş
sayılırlar. Hz.Peygamber "Hac Arafattır" buyurmuştur.
Arafat, Mekke'nin 25 km. Güney doğusunda bulunan
geniş bir alanın adıdır. Arafat vakfesi bu alanda
yapılır. Bu geniş alanın sınırları levhalarla
gösterilmiştir. Arafat vakfesinin sahih olabilmesi
için hac ihramına girmiş olmak ve belirlenen süre içinde
Arafat'ta bulunmak gerekmektedir.
Arafat
Vakfesinin Zamanı Arafat vakfesinin zamanı,
Zilhiccenin 9. günü, yani Arefe günü öğleyin Güneş'in
tepe noktasına gelip Batı'ya meyletmeye başladığı andan
(Zeval vaktinden) bayramın birinci günü fecr-i sadık
dediğimiz tan yerinin ağarmaya başladığı ana kadarki
süredir. Bu süre içinde her ne halde olursa olsun
(uykuda, baygın, vakfenin farkında olsun, ya da olmasın)
bir an orada bulunan kimse vakfe farzını yerine getirmiş
olur. Uygulamada ise Arafat vakfesinin yapılışı aşağıda
belirtildiği şekildedir.
Arafat
Vakfesinin Yapılışı Arafe günü Arafat'ta
öğle ve ikindi namazları birleştirilerek kılındıktan
sonra ayağa kalkılarak kıbleye karşı dönülür. Arafat
duasının ayakta yapılması müstehaptır. Telbiye, tekbir,
tehlil ve salavat getirilir. Tevbe, istiğfar ve dua
edilir. Esas olan herkesin içinden geldiği gibi dua
etmesidir. Ancak isteyenler Dua kitabındaki Arafat
Vakfesi duasını okuyabilirler. Bir süre bu şekilde vakfe
yapılıp bol bol dua edildikten sonra hacılar Arafat'tan
ininceye kadar kalan süreyi yine ibadet, dua ve zikirle
değerlendirmeye çalışırlar. Arefe günü hac ihramıyla
Arafat'ta bulunmak, bir müslüman için en büyük
nasiplerden biridir. Çünkü, bu kutsal yerde ve bu
mübarek zaman diliminde yapılan ibadetler geri
çevrilmez. Bu itibarla müslüman Arafat'ta gönlünü her
türlü dünyevi düşünce ve gailelerden arındırarak, bütün
samimiyetiyle Allah'a yönelmeli, el açıp yalvarmalı,
içine düştüğü günahları hatırlayıp göz yaşları içinde
tevbe etmeli, af ve mağfiret dilemeli, kendisi,
anne-babası, kardeşleri, çocukları, yakınları,
milletinin fertleri ve tüm müslümanlar için içtenlikle
dua etmelidir. Arafat'ta içinde bulunulan zaman
diliminin her dakikasının çok büyük kıymeti vardır. Bu
değerli vakitleri faydasız konuşmalarla, lüzumsuz
meşguliyetlerle ve pek gerekli olmayan eş-dost
ziyaretleri ile geçirip heba etmemelidir. Hele hele
başkalarına sıkıntı ve eziyet vermekten, kötü söz ve
davranışlardan, haklı bile olsa bir takım gereksiz
tartışmalardan şiddetle sakınmalıdır. Bilinmelidir ki,
bu mübarek yerde sevaplar nasıl kat kat olursa, günahlar
da öylece katlanır. Güneş battıktan sonra Arafat'tan
Müzdelife'ye intikal başlayacağından, akşama yakın
gerekli şahsi hazırlıklar yapılır. Güneşin batmasıyla
birlikte Arafat'tan Müzdelife'ye doğru hareket başlar.
Kafileler belli bir plan dahilinde yola çıkarlar. Akşam
namazı, Müzdelife'de yatsı vaktinde, yatsı namazıyla
birleştirilerek (cem-i tehirle) kılınacağı için, kendi
vaktinde kılınmaz. Yolda yine telbiye, tekbir, tehlil,
salavat ve duaya devam edilir. Elden geldiğince bu
kıymetli vakitler değerlendirilmeye çalışılır.
Müzdelife'ye varınca yatsı vaktinde, akşam ve yatsı
namazı birleştirilerek kılınır.
8-
Müzdelife'de Akşam ve Yatsı Namazları- nın
Birleştirilerek Kılınması Yatsı vakti girip
ezan okunduktan sonra kamet getirilerek ilk önce akşam
namazı kılınır. Selam verdikten sonra teşrik tekbiri
getirilir. Sonra ezan okunmadan ve kamet getirilmeden
yatsının farzı kılınır. Selamdan sonra yine teşrik
tekbiri getirilir. Böylece iki vaktin farzı bir ezan ve
bir kametle eda edilmiş olur. Buna "Cem-i tehir" denir.
Bundan sonra yatsının son sünneti kılınabilir. Daha
sonra vitir namazı kılınır. Akşam ve yatsı namazları
bu şekilde birleştirilerek kılındıktan sonra "vakfe"
yapılacak zamana kadar ibadetle meşgul olunur. İhtiyaç
varsa istirahat edilir. Şeytan taşlamada (cemaratta)
atılacak taşlar toplanır. Bu taşların Müzdelife'den
toplanması zorunlu değildir. Başka yerden de
toplanabilir. Taşlar nohuttan büyük, fındıktan küçük
olmalıdır. Taşların temiz olmama ihtimali varsa yıkanır.
9- Müzdelife
Vakfesi Müzdelife, Arafat ile Mina arasında
ve Harem sınırları içinde kalan bir bölgenin adıdır.
Müzdelife'nin sınırları levhalarla belirtilmiştir.
Müzdelife'de vakfe yapmak haccın vaciplerindendir.
Müzdelife Vakfesinin Zamanı Müzdelife
vakfesi, bayram gecesi, gece yarısından itibaren güneşin
doğuşuna kadarki süre içerisinde yapılır. Bu süre içinde
her ne halde olursa olsun kısa bir an burada bulunan
kimse vakfe görevini yerine getirmiş sayılır. Ancak
sünnete uygun olan, Müzdelife vakfesinin sabah
namazından sonra yapılmasıdır. Şu kadar var ki, izdiham
sebebiyle belirtildiği gibi gece yarısından sonra vakfe
yapıp ayrılmakta bir sakınca yoktur.
Müzdelife Vakfesinin
Yapılışı Yukarıda belirtilen süre
içerisinde, Arafat vakfesinde olduğu gibi, telbiye,
tekbir, tehlil, salavat getirilir ve dua edilir. Asıl
olan herkesin içinden geldiği gibi dua etmesidir. Ancak
isteyenler Dua kitabındaki "Müzdelife Vakfesi Duası"nı
okuyabilirler. Müzdelife vakfesinden sonra Mina'ya
hareket edilir. Kafileler belli bir plan çerçevesinde
yola çıkarlar. Yol boyunca telbiye, tekbir ve tehlile
devam edilerek Mina'da kalınacak çadırlara gelinir.
İsteyenler burada bir müddet istirahat edip ihtiyaç
giderirler. Daha sonra izdihamın olmadığı uygun bir
zamanda Büyük Şeytanı (Akabe Cemresini) taşlamak üzere
şeytan taşlama (cemarat) mahalline gidilir. Uygulamada
Türk hacıları genellikle akşam namazından sonra
taşlamaya götürülmektedir. 10- Şeytan
Taşlamak (Remy-i Cimar) Bayramın 1,2,3 ve 4
üncü günlerinde Mina'da bulunan ve "Büyük Şeytan-Akabe
Cemresi", "Orta Şeytan-Orta Cemre" ve "Küçük
Şeytan-Küçük Cemre" diye adlandırılan üç taş kümesine
usûlüne uygun olarak taş atmak haccın vaciplerindendir.
Bayramın birinci günü Büyük Şeytana 7, ikinci, üçüncü ve
dördüncü günlerinde ise her üç şeytana yedişerden 21' er
taş atılır. Taşlama küçükten büyüğe doğru yapılır.
Ancak, Mina'da kalınmadığı takdirde dördüncü günü taş
atılması gerekmez. Uygulamada bayramın dördüncü günü
Mina'da kalınmadığı için bu gün taş atılmamaktadır.
Şeytan taşlama; kötülükleri, haksızlıkları, zulmü ve
zorbalığı bir protesto anlamı taşır. Şeytan taşlayan
hacı, bu hareketiyle şeytana, şeytanın yoluna uyanlara
ve bütün kötülüklere karşı çıkışını sergilemiş ve
kendisinin de bundan böyle asla şeytana uymayacağını
ortaya koymuş olmaktadır.
Taşlamanın
Yapılışı Taşların atıldığı kümeye
yaklaşarak, atılacak taş, sağ elin baş ve şehadet
parmaklarının uçlarıyla tutulur. "Bismillah, Allahu
ekber rağmen li'ş-şeytani ve hizbih" diyerek atılır.
Taşların her biri ayrı ayrı atılmalıdır. Hepsi birden
atılırsa tek taş atılmış sayılır. Taşlar, kümelerin
üzerine veya kümeleri kuşatan havuzlara düşecek şekilde
atılmalıdır.
Taşlamanın Zamanı ve
Atılacak Taş Sayısı a- Bayramın Birinci Günü
Bayramın birinci günü, Büyük Şeytana tarif edildiği
şekilde "7" taş atılır. Atılan ilk taşla birlikte
telbiyeye son verilir. Birinci günkü taşlamanın zamanı
gece yarısından itibaren başlar, bayramın ikinci günü
tan yeri ağarıncaya kadar devam eder.
b-
Bayramın İkinci Günü Bayramın ikinci günü,
küçüğünden başlanarak her üç şeytana 7'şerden toplam 21
taş atılır. İkinci günkü taşlama zeval vaktinde yani
öğleyin güneşin tepe noktasına gelip batıya yönelmesiyle
birlikte başlar, gece tan yeri ağarıncaya kadar devam
eder.
c- Bayramın Üçüncü
Günü Bayramın üçüncü günü de ikinci günde olduğu gibi
küçük şeytandan başlamak üzere her üç şeytana 7'şerden
toplam 21 taş atılır. Üçüncü günde taşlamanın zamanı
zeval vaktinden yani öğleyin güneşin tepe noktasına
gelip batıya yönelmesiyle birlikte başlar, gece tan yeri
ağarıncaya kadar devam eder.
d-
Bayramın Dördüncü Günü Bayramın dördüncü günü tan
yeri ağarıncaya kadar Mina'dan ayrılmamış olanlar, tan
yerinin ağarmasından itibaren güneş batıncaya kadar her
üç şeytana "7"şerden toplam 21 taş daha atarlar. Tan
yeri ağarmadan Mina'dan ayrılanların bu günün taşlarını
atmaları gerekmez. Uygulama da böyledir.
Taşlamalarda, çok kalabalık olan gündüzün izdihamlı
saatleri yerine, tenha olan gece saatleri, ya da akşam
saatleri tercih edilmelidir. Küçük ve orta
şeytanlara taş atıldıktan sonra, mümkünse bir kenara
çekilip dua edilir. Büyük şeytana taş atıldıktan sonra
beklenmez, orası hemen terk edilir.
Taşlamada Vekâlet ve Atılamayan Taşların
Kazası Gücü yetenlerin taşları bizzat
kendilerinin atmaları gerekir. Vekalet vererek başkasına
attıramazlar. Hastalık, yaşlılık ve sakatlık gibi
mazeretlerle taşları bizzat kendisi atamayacak durumda
olanlar, vekâlet vererek taşları bir başkasına
attırırlar. Vaktinde atılamayan taşların, bayramın
dördüncü günü güneş batıncaya kadar atılması vaciptir.
Atılmadığı takdirde ceza gerekir.
11- Hac
Kurbanı (Şükür Hedyi) Temettu ve Kıran haccı
yapanların, hac kurbanı (şükür hedyi) kesmeleri
vaciptir. Her ne kadar sünnete uygun olan, hac
kurbanının, büyük şeytana taş attıktan sonra kesilmesi
ise de, taş atmadan önce de kesilmesi mümkündür. Hac
kurbanı, Harem Bölgesi sınırları içerisinde, bayramın
birinci günü tan yerinin ağarmaya başlamasından itibaren
kesilir. Hac kurbanının etinden sahibi dahil herkes
yiyebilir. Temettu ve Kıran haccı yapanlar, Kurban
kesme imkânı bulamazlarsa bunun yerine on gün oruç
tutarlar. Bu on gün orucun üç günü, hacdan önce ve hac
ihramına girdikten sonra (Mekke'de) tutulur. En uygunu
7, 8 ve 9. Zilhicce günlerinde tutulmasıdır. Geri kalan
yedi gün ise, bayramın dördüncü gününden sonra olmak
üzere, hacdan sonra tutulur. Bu yedi günün memlekete
döndükten sonra tutulması daha uygundur. Bunların
peşpeşe tutulması şart değildir. Hacılar, Kurban
Bayramında şartlarını taşıyan her müslümanın kesmekte
olduğu kurbanı (Udhiyyeyi) kesmek zorunda değillerdir.
Fakat sevap kazanmak için nafile olarak kesebilirler.
Nafile olarak bu kurbanı kesmek istedikleri takdirde
vekâlet vererek memleketlerinde kestirmeleri daha uygun
olur.
12- Tıraş Olup İhramdan
Çıkma Bayramın birinci günü Büyük şeytana
taş atılıp kurban kesildikten sonra tıraş olup ihramdan
çıkılır. Her ne kadar sünnete uygun olan, önce Büyük
Şeytana taş atmak, sonra kurban kesmek, daha sonra da
tıraş olup ihramdan çıkmak ise de, taş atmadan, ya da
kurban kesmeden önce de tıraş olup ihramdan çıkmak
mümkündür. Umre ihramından çıkış konusunda da
anlatıldığı gibi, ihramdan çıkmak için erkekler
saçlarını dipten tıraş eder veya kısaltırlar. Kadınlar
ise saçlarının ucundan bir miktar keserler. Böylece hac
ihramından çıkışın birinci aşaması gerçekleşmiş olur.
Buna "ilk tehallül" denir. Bu aşamada eşiyle cinsel
ilişki dışında bütün ihram yasakları kalkar. Cinsel
ilişki konusundaki yasak ise, ancak Ziyaret tavafından
sonra kalkar.
13- Ziyaret
Tavafı Ziyaret tavafı, haccın
farzlarındandır. Haccın iki rüknünden birisidir. Buna
"İfada tavafı" da denir
Ziyaret Tavafının
Vakti Ziyaret tavafının vakti, bayramın ilk
günü gece yarısından itibaren başlar, ömrün sonuna kadar
devam eder. Uygulamada ziyaret tavafı, tıraş olup
ihramdan çıktıktan sonra yapılmaktadır. Ziyaret
tavafının, bayramın ilk üç gününde yapılması usûle uygun
ise de, daha sonraki günlerde de
yapılabilir
Ziyaret Tavafının
Yapılışı Önce, "Allah'ım! Senin rızan için
ziyaret tavafı yapmak istiyorum. Bunu kolaylaştır ve
kabul eyle" diyerek niyet edilir. Daha sonra Hacer-i
Esved hizasına gelerek "Tavafın Yapılışı" konusunda
anlatıldığı gibi tavafa başlanır ve yedi şavtla tavaf
tamamlanır. Tavaf tamamlandıktan sonra belirtildiği
şekilde tavaf namazı kılınır. Böylece haccın ikinci
rüknü de tamamlanmış olur. Ziyaret tavafının
tamamlanmasıyla hac ihramından çıkışın ikinci aşaması da
gerçekleşmiş olur. Buna "ikinci tehallül" denir. Böylece
eşiyle cinsel ilişki yasağı da ortadan kalkmış olur.
Ziyaret tavafının, tıraş olup ihramdan çıktıktan
sonra yapılması sünnete daha uygundur. Özel
hallerinde bulunan kadınlar, ziyaret tavafını bu halleri
sona erinceye kadar ertelerler. Arafat'a çıkmadan
önce haccın sa'yini yapmamış olanlar, ziyaret tavafından
sonra bu sa'yi yaparlar.
14- Haccın
Sa'yi Sa'y yapmak, haccın
vaciplerindendir. Arafat'a çıkmadan önce haccın
sa'yini yapmamış olanlar ziyaret tavafının ardından,
"Allah'ım, Senin rızan için hac sa'yini yapmak
istiyorum, bunu kolaylaştır ve kabul eyle" diye niyet
ederek daha önce "Sa'y" konusunda belirtildiği şekilde
hac sa'yini yaparlar. Hac sa'yinin, tıraş olup
ihramdan çıktıktan sonra yapılması sünnete daha
uygundur. Bundan sonra hacı, Mekke'de kaldığı süre
içinde beş vakit namazı Harem-i Şerif'te kılmaya özen
gösterir. Bol bol nafile tavaf yapar. Mekke'den
ayrılacağı sırada da "Veda Tavafı" yapar.
15- Veda Tavafı Hacca
uzaklardan yani Mikat sınırları dışından gelmiş
olanların (Afakilerin) Mekke'den ayrılmadan "Veda
Tavafı" yapmaları vaciptir. Bu, hacıların hacla ilgili
olarak yapacakları son görevdir (nüsüktür). Buna "Sader
Tavafı" da denir. Veda Tavafı, "Allah'ım! Senin
rızan için Veda tavafı yapmak istiyorum. Bunu
kolaylaştır ve kabul eyle" diye niyet edilerek tıpkı
diğer tavaflar gibi yapılır. Tavafın arkasından, tavaf
namazı da kılındıktan sonra çokça dua edilir, af ve
mağfiret dilenir. Göz yaşı dökülür. İsteyen Dua
kitabındaki veda tavafından sonra okunacak duayı
okuyabilir. Nihayet ayrılığın üzüntüsü içinde göz
yaşlarıyla Kâbe'ye ve Mescid-i Harama veda edilir.
Ziyaret tavafından sonra herhangi bir nafile tavaf
yapılıp veda tavafı yapılmadan Mekke'den ayrılma
durumunda kalınmışsa, yapılan bu nafile tavaf, veda
tavafı sayılır. Özel hallerinde bulunan kadınlar, bu
durumları sona ermeden Mekke'den ayrılmak zorunda
kalırlarsa, veda tavafı yapmazlar, bundan dolayı bir
ceza da gerekmez.
Nurettin HAYIRLI İslam'ın üzerine
kurulduğu beş temel esaslardan biri olan Hac, sıhhati ve
maddi durumu yerinde olan Müslümanlar için ömründe bir
defa olmak üzere farzdır. Ancak, insanin ömründe
yalnızca bir defa farz olması, bir defadan fazla hac
yapılamayacağı anlamına gelmemelidir. Maddi durumun
yerinde olmasının ölçüsü konusunda kısmen ihtilaf varsa
da, genelde bunun ölçüsü bir kimsenin nisab miktarına
varan mali ile birlikte, Hacca gidip gelecek kadar mali
olması ve bakmakla yükümlü olduğu kimselerin nafakasını
temin etmiş olması gerekir.
Nafaka genel olarak,
insanin asli ihtiyaçlarına verilen genel addır. Bunda da
en çok, özellikle yiyecek ve giyecek akla gelir. İçinde
barınılabilecek bir mesken de nafaka içerisinde yer
alır.
İslam alimlerinin çoğunluğu tarafından
kabul gören nisab miktarı ise 90 gram altındır. Bazı
alimlere göre bu miktar biraz daha fazla veya biraz daha
azdır. Bir kimse maddi olarak bu şartları haiz ise maddi
olarak Hac üzerine farz olur. Bununla birlikte sağlık
durumu da Hac için önemli bir şarttır. Hacca gidip
gelmeye ve haccın meşakkatlerine katlanabilecek derecede
sıhhatli olmak gerekiyor.
Haccın bir diğer
önemli şartlarından biri de, yol güvenliği ile birlikte
can ve mal güvenliğinin sağlanmış olması gerekmektedir.
İslam'ın beş temel esasları ayni zamanda ibadetlerin de
özünü teşkil eder. Kelime-i Şehadet, Namaz, Zekat, Hac
ve Oruç olan Îslam'ın üzerine kurulu olduğu bu beş temel
esas, Müslümanların üzerinde hiç bir zaman ihtilafı
olmayan esaslardır. Hiç bir müslümanın bu esasları
reddetme hakki yoktur. Ancak bu ibadetlerin yerine
getirilmesi ile ilgili bazı ihtilaflar varsa da genelde
ve özde bütün Müslümanlar bu konularda müttefîktirler.
Müslüman, bağlı bulunduğu Îslam dininin bir mensubu
olarak bütün varlıkları yoktan var eden yüce yaratıcı
Allah Teali'nin emirlerini yerine getirmekle
yükümlüdür.
İbadet, insanların yüce yaratıcı
karsısındaki acziyetini kabulünün bir ifadesidir.
İbadetlerde genelde bir hikmet aransa da en önemlisi bu
hikmetin Cenabı Hakk'ın emri olmasıdır. Dolayısıyla
Mekke-i Mükerreme'de bulunan Beytullah'ın
sınırlandırılmış vaki içinde ziyaret edilmesinde pek çok
hikmetle bulunmakla birlikte asil gaye bu hikmetleri
mazhar olmak değildir Ancak Haccın hikmetleri'ni Hacca
giden bütün Müslümanlar doya doya tesbit
edebilmektedirler.
Hac bir turistik seyahat
değildir. Seyahat olmakla birlikte ibadet maksadıyla,
Allah'ın emrini yerine getirmek amacıyla yapılan bir
seferdir. Elbette ki Cenab-ı Allah bunun karşılığını
kullarına ihsan edecektir. Bütün dünyada gelen
milyonlarca Müslüman Hac'da, aralarında hiç bir irk,
renk ve bölge farkı olmadan tek bir varlığa karsı olan
görevleri ifa eden Müslümanlar böylece ümmet
kardeşliğinin ne demek olduğunu da tesbit
edebilmektedir.
Hac'da giyilen ihram her tür
kesimde Müslümancın aralarında hiç bir farkın olmadığını
simgelemektedir. İdarecisinden, idare edilenine,
kralından en sıradan insanına kadar bütün Müslümanlar
ayni şekilde davranmak zorundadırlar. Îslam'ın ibadette
anladığı ve insanlara anlatmak istediği budur zaten.
Milyonlarca insanin dünyanın dört bir bucağında bir
araya gelerek ayni duygularla Allah'a ibadet etmeleri de
bunun göstergesidir.
Bütün insanlar eşit derecede
ibadet edebilme hakkına sahiptir. Hiç kimsenin ibadeti,
hiç bir kimseye yüklenemez. Hac'da bütün dünya
Müslümanlarının kalbileri tek yöne doğru atar. Alemlerin
Rabbi olan Allah'a doğrudur, bu atış. Hac ile Kurban
neredeyse iç içe girmiş bir ibadetler bütünüdür. Kurban
kesmenin vaktiyle ard arda yapılması bu iki ibadetin
önemini de ortaya koymaktadır. Kurban'ın sünnet ve vacib
bir ibadet olduğu konusunda ihtilaflar var ise de Kurban
kesme konusunda bütün Müslümanlar
müttefiktirler.
Kurban kesmenin vakti Zilhicce
ayinin 10 ve 12. günleri arasındaki günlerdir. Kurban'ın
ille de mukaddes beldelerde kesilmesi diye bir şart
yoktur. Kurban'ın kesilmesi için vekalet verilebilir.
Kurban Allah için kesilir. Et yemek için
kesilmez. Kurban etinin ihtiyaç sahiplerine tasadduk
edilmesi tercih edilir. Ayeti kerimede, "Kurbanlarımızın
ne etleri ne de kanları Allah'a ulaşmaz. Fakat sizin
takvanız Allah'a ulaşır" buyrulmustur.
Buradaki
anlam Kurban'ın hikmetlerini ortaya koymaktadır. Bir
hayvanin kanının akıtılmasından öte, Kurban kesmekteki
takva ve niyet ile amaç önemlidir. Kurban bu takva ile
kesilir. Cenab-ı Allah'ın insanların ibadetine ihtiyacı
yoktur. Aksine, insanların Cenab-ı Allah'a ibadet
etmeleri zaruridir. Yukarıdaki ayeti kerimede
belirtildiği gibi, akan kanlar ve elde edilen etler
Allah'a ulaşmayacağına göre ona ulaşacak olan
Müslümanların niyetleri ve takvalarıdır.
Kurban,
Allah'ın emrinin yerine getirilmesidir. Malin, Allah
emretti diye helak edilebileceğini, harcanabileceğini
göstermesi bakımından Kurban önemli bir göstergedir.
Bunun içindir ki, Allah Kurban'ın sevabını kendisi
tesbit edecektir.
"Hali vakti yerinde olup da
Kurban kesmeyen bizim mescidimize gelmesin" seklinde
rivayet olunan bir hadisle Kurban'ın önemi anlatılmak
isteniyor. Bu Hadisin açık anlamı sudur: Eğer bir
Müslüman Kurban kesmekten imtina ederse, onun
Müslümanlığında şüphe vardır. Kurban ve Hac
ibadetlerinin yerlerine getirilmesi sırasında
gösterilecek olan sebat ve takva beraberinde pek çok
sevabı da getirmektedir.
"Müslümancın Müslüman
gülümsemesi bir sadakadır" mealindeki hadisi şerifi göz
önünde bulundurursak, Hac esnasında karsılaştığımız
binlerce Müslümanlı selamlaşmak, onlarla tanışmak ve
gülümsemek, sevap torbamızın dolmasını temin
edecektir. Kurbanlarımızı ihtiyaç sahibi Müslümanlara
tasadduk etmekte, bu hadisi şerifin ifade etmek istediği
sevaptan yararlanmamıza vesile
olacaktır.
"Şüphesiz, Safa ile Merve Allah'ın
sembollerindendir. Onun için her kim Hac veya Umre
niyetiyle Ka'be'yi ziyaret ederse, tavafı bunlarla
yapmasında ona bir günah yoktur. Her kim de gönlünden
koparak bir hayır işlerse, şüphesiz Allah, mükafatını
veren ve her şeyi bilendir." (Bakara 158)
"Onlar sana hilalleri soruyorlar. De ki: "Onlar,
insanlar için ve hac için vakit ölçüleridir. Erginlik,
evlere arkalarından gelmenizle değildir, gerçek eren,
korunanlardır. Evlere kapılarından gelin ve Allah'tan
korkun ki kurtuluşa eresiniz." (Bakara 189) "Haccı ve
umreyi de Allah için tamam yapın. Eğer kısıtlanırsanız o
vakit kolayınıza gelen kurbanı gönderin. Kurban yerine
varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizden
hasta olana veya başında bir rahatsızlığı bulunana tıraş
için oruç, sadaka veya kurbandan ibaret bir fidye
gerekir. Kısıtlılıktan kurtulduğunuzda her kim hacca
kadar umre ile sevap kazanmak isterse ona da kurbanın
kolay geleni gerekir. Bunu bulamayana ise üç gün hacda
yedi gün de döndükten sonra, toplam on gün oruç tutmak
gerekir. Bu hüküm Mescid-i Haram'da ikamet etmeyenler
içindir. Allah'tan korkun ve bilin ki, Allah'ın cezası
gerçekten çok çetindir." (Bakara 196) "Hac vakti,
bilinen aylardır. Kim bu aylarda hacca başlarsa, artık
hac sırasında ne kadına yaklaşma, ne günah işleme, ne de
kavga vardır. Hayra dair ne işlerseniz Allah onu bilir.
Azık hazırlayın ve bana her türlü fenalıktan korunarak
gelin. Çünkü en hayırlı azık takvadır, ey beyni
olanlar!" (Bakara 197) "Hac mevsiminde Rabbinizden rızık
isteyerek ticaret yapmanız size günah değildir.
Arafattan sel gibi taşarak döndüğünüzde Meş'ari'l-Haram
yanında, Allah'ı zikredin. O'nu, size doğrusunu
öğrettiği gibi zikredin. Doğrusu siz, bundan önce
gerçekten yolunu şaşırmışlardan idiniz." (Bakara 198)
"Nihayet hac ibadetlerinizi bitirdiğinizde, bir zamanlar
atalarınızı andığınız gibi hatta daha coşkulu bir anışla
Allah'ı anın. Çünkü insanların bir takımı: "Rabbimiz,
bize dünyada ver!" der. Ona ahirette bir kısmet yoktur."
(Bakara 200) "Bir de Allah ve Peygamberinden Hacc-ı
Ekber gününde insanlara bir bildirdir ki, Allah da
Peygamberi de müşriklerden kesinlikle uzaktır. Hemen
tevbe ederseniz, hakkınızda hayırlı olur. Eğer
aldırmazsanız, bilin ki, Allah'ı aciz bırakacak
değilsiniz. Allah'ı ve Peygamberi tanımayanlara acı bir
azabı müjdele!" (Tevbe 3) "Yoksa siz, hacılara su temin
etmeyi ve Mescid-i Haram'da umreciliği, Allah'a ve
ahiret gününe inanıp da Allah yolunda cihad edenin işi
gibi mi tuttunuz? Bunlar, Allah katında eşit olmazlar.
Allah, zalimler güruhunu doğru yola iletmez." (Tevbe 19)
"Bütün insanlar içinde haccı ilan et ki, gerek yaya
olarak ve gerek uzak yoldan gelen incelmiş develer
üzerinde sana gelsinler." (Hacc 27) Hac
Hadisleri
"Hz. Aişe (radıyallahu anhâ)
anlatıyor: "Ey Allah'ın Resûlü, dedim, cihâdı amellerin
en faziletlisi görüyoruz, biz de cihâd etmiyelim mi?" Şu
cevabı verdi: "Ancak, cihâdın en efdal ve en güzeli
hacc-ı mebrürdur. Sonra şehirde kalmaktır." Hz. Aişe der
ki: "Bunu işittikten sonra haccı hiç bırakmadım."
Buhârî, Hacc 4, Cezâu's-Sayd 26, Cihâd 1; Nesâî, Hacc 4,
Sehl İbnu Sa'd (radıyallahu anh) anlatıyor:
"Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
"Telbiyede bulunan hiç bir Müslüman yoktur ki, onun
sağında ve solunda bulunan taş, ağaç, sert toprak onunla
birlikte telbiyede bulunmasın, bu iştirak (sağ ve solunu
göstererek) şu ve şu istikâmette arzın son hududuna
kadar devam eder." Tirmizî, Hacc 14,
Hz. Aişe
(radıyallahu anhâ) anlatıyor: "Ey Allah'ın Resûlü,
dedim, cihâdı amellerin en faziletlisi görüyoruz, biz de
cihâd etmiyelim mi?" Şu cevabı verdi: "Ancak, cihâdın en
efdal ve en güzeli hacc-ı mebrürdur. Sonra şehirde
kalmaktır." Hz. Aişe der ki: "Bunu işittikten sonra
haccı hiç bırakmadım." Buhârî, Hacc 4, Cezâu's-Sayd 26,
Cihâd 1; Nesâî, Hacc 4,
Sehl İbnu Sa'd
(radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm) buyurdular ki: "Telbiyede bulunan hiç bir
Müslüman yoktur ki, onun sağında ve solunda bulunan taş,
ağaç, sert toprak onunla birlikte telbiyede bulunmasın,
bu iştirak (sağ ve solunu göstererek) şu ve şu
istikâmette arzın son hududuna kadar devam eder."
Tirmizî, Hacc 14,
Ebu Hüreyre (radıyallahu anh)
anlatıyor: "Bir umre, diğer umreye arada işlenenler için
kefarettir. Hacc-ı Mebrûr'un karşılığı cennetten başka
bir şey olamaz!" Buharî, Umre 1; Müslim, Hacc 437,
Tirmizî,Hacc 90, Nesâî, Menâsik 3, İbnu Mâce, Menâsik 3,
Muvatta, Hacc 65,
Ümmü Seleme (radıyallahu anhâ)
anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalatu vesselâm)
buyurdular ki: "Kim, hacc veya umre için Mescid-i
Aksa'dan Mescid-i Haram'a (kadar) ihrâma girerse, geçmiş
ve gelecek bütün günahları affedilir veya cennet
kendisine vâzcib olur." Ebu Dâvud, Menâsik 9, İbnu Mâce,
Menâsik 49,
İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ)
anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a:
"Gerçek hacı kimdir?" diye soruldu da şu cevabı verdi:
"Saçını düzenleyip yıkamayı ve koku sürünmeyi çoktan
terketmiş kimsedir. . " Kendisine tekrar: "Hangi hacc
efdaldir?" diye sorulunca: "Yüksek sesle telbiye
getirilen ve kurban kesilen" dedi. "(Haccla ilgili
âyette geçen) sebil nedir?" diye soruldu. "Zâd (nafaka)
ve râhile (binek)dir" cevabını verdi." Tirmizî, Tefsir,
Âl-i İmrân, İbnu Mâce, Menâsik 6,
Kisa hac rehberi Ibadet maksadiyla hac mevsiminde Kâbe'yi ziyaret
etmege Hac denir. Hac mevsiminin disinda Kâbe ziyaret
edilirse Umre adi verilir. Hac ibadeti,
islamin bes sartmdan biridir. Farz-i ayn dedigimiz
kuvvetli farzlardan olup, kitap ve sünnet ile sabittir.
Kîtapdaki yeri Al-î Imran suresinin 97. ayetidir. Bu
ayette mevlamiz söyle buyurmaktadir: " Azik ve binek
Halimin Han yoluna gücü yeten her kimsenin o Beyti hac
etmesi, insanlar üzerinde Allah'in hakkidir, farzdir.
Kim bu farzi tanimazsa her halde Allah'in ihtiyaci yok.
O bütün alemlerden müstagnidir." Sünnetdeki yerini
de, Ibn-i Ömer'den rivayet edilen su hadisi serifle
bulmaktayiz: " Islam dini bes temel üzerine bina
edilmistir. Kelime-i sehadet getirmek, Namaz kilmak,
Oruç tutmak, Zekat vermek ve Hacca gitmektir." Hac
ibadeti insana dini, dünyevi birçok kültûrel faydalar
saglar. Dünyanin çesitli yönlerinden gelen dilleri,
renkleri, milletleri ayri olan insanlarm, ayni duygular
etrafinda tek yürek oldugunu gördükçe insanin, Allah'a
ve dine olan bagliligi artar. Bu sayede temiz bir
îman'a, salih bir amele ve güzel ahlaka sahib olur.
Bu maksatla, üzerine hac farz olupda, yerine
getirmekte vurdum duymazlik edenlere, sevgili
peygamberimizin ögütleri yaninda çok agir benzetmeleri
bulunmakta ve söyle buyurmaktadir : - " Üzerine hac
farz olup da onu yerine getirmeyenler, hristiyan veya
yahudi ölümüyle ölürler." [Hz. Ali (r.a.)'den] - "
Muslümanlarin yapmakla mükellef oldugu isleri
islemeyenler onlardan degildir. " [Tabarani (rîvayet)]
- " Hacca gitmekte acele ediniz, (borçlarinizdan
biran önce kurtulmaya çalisiniz), çünkû takdir ansizin
gelebilir." [îbni Abbas'dan (Ahmet rivayet)] - " Ey
insanlar. Allah hac ibadetini sizin üzerinize farz
kilmistir. Hac yapmakta acele ediniz." [Müslim rivayet
eder] - Bir gün Hz. Aise validemiz: ,.Ey Allah 'in
Rasulü, kadinlar üzerine cihad var midir? " diye sordu.
Rasulullah'da: " Kadinlar üzerine harpsiz cihad vardir.
O da Hac ve Umre 'dir." buyurdu. - " Bir Umre 'den
sonra, yapilan hatalara baska bir Umre kefarettir ve
makbul bir Hac ibadeti ise sahibini Cennet'e
götürür." Hac ve Umre
çesitleri : 1)
Hacc-i Ifrad: Umresiz yapilan Hac demektir.
Söyle niyet edilir: ,,Allahümme irini üridül hacca,
feyessir hilli ve vetekabbelhü minni" Manasi: Allahim
ben hac yapmak istiyorum, bunu bana kolaylastirarak
kabul et. Bu hacda kurban yoktur. Diger iki hac
çesidinde kurban kesmek vacibtir. 2) Hacc-i
Temettu: Hac mevsiminde, ayri ayri ihramla, hem
hac hem de umre yapmaktir. Söyle niyet edilir:,,Allahümme irini üridül umrete lillahi,
fezessirhüli ve tekabbelhü minni". Manasi: Allahim ben
umre yapmak istiyorum, bunu bana kolaylastirarak kabul
et. Umre ihramindan çiktiktan sonra bir kaç gün ara ile
tekrar hac ibadetine niyet edilir. Birinci bolümde
oldugu gibi. 3) Hacci
Kiran: Hac mevsiminde, tek ihram ile hem Hac,
hem de Umre ibadetini yapmaya denir. Söyle niyet edilir:
,,Allahümme inni üridül hacce vel umre-te lillahi,
feyessirhumali ve tekabbelhuma minni". Manasi: Allahim
ben hac ve umreye niyet ettim, buna bunu kolaylastirarak
kabul et. Bu hac çesitlerinden birisine niyet eden
haci adaylarinin ilk ögrenecegi dua Telhiye'dir. Sözleri
söyledir: ,,Lebbeyk. Allahümme Lebbeyk, Lebbeyke lâ
serike leke lebbeyk, Innel hamde Vennimete leke Velmülke
laserike lek" Manasi: Mevlam. Davetine uyarak sana
geldim. Senin esin ve ortagin yoktur. Mülk ve nimet
senindir. Hamd sanadir. Serikin yoktur. Ihrama girdikten
ve niyet yapildiktan sonra haci adayi bu telbiyeyi sik
sik okuyacaktir. Haccin farzi üçtûr: 1) Ihrama girmek 2) Ziyaret tavafi yapmak 3)
Arafatta vakfeye durmak 1. Îhram:
150 x 120 ebadinda iki beyaz havlu parçasidir. Mekke'ye
muayyen uzakliktaki Mikat adi verilen mahallerden niyet
ederek Telbiye ile ihrama girilir.
Kadinlar kendi elbiseleriyle niyet ederek ihrama girmis
olurlar. îhrami giydikten sonra, bazi helal olan seyler
haram olur. Mesela avlanmak, ot koparmak, böcek
öldürmek, koku sürünmek, cinsi münasebette bulunmak gibi
fiiller. 2. Tavaf: îhrama girmis
olan hacilar, Mekke'ye geldikleri zaman, dogru Kâbe'yi
tavafa giderler. Sadece hacc-i ifrada niyet eden hacilar
Kudum Tavafi'na, Hacc-i Temettü ve Hacc-i Kirana niyet
eden hacilarda Umre Tavafi'na niyet ederler. Tavaflarda
Kâbe sol tarafa alinarak
Hacerül-Esved'den baslanir. Yedi defa dönülür.
Ilk üç dönüste remel yapilir. (Kisa
adimlarla canli yürümektir. Sonunda sa'y olan tavaflarda
remel ve iztiba (sag omuzu açmak)
yapilir. Her tavafta yapilmaz) Her dönüse bir
savt denir. Her savtin duasi vardir. Bilinmezse
bildiginiz bir duayi okuyarak tavaf edilir.
Hacerül-Esved'in karsisina gelinince:
"Bismillahi Allahu ekber" diyerek elle
selamlanir veya dokunulur. Tavaf bittikten sonra Ibrahim
makamina yakin bir yerde iki rekât namaz kilinir. 1.
rekâtta Kâfirun suresi. 2. rekâtta Îhlas
suresi okunur. Zemzem içilir ve Umrenin sa'yina
geçilir.Sa'y:
(Vacibtir) Safa ve Merve arasinda yedi kere yürümektir.
Iki yesil direk gelince canli bir sekilde yürürler buna
Hervele denir. Hacc-i Temettu'ya niyet
edenler tras olarak ihramdan çikarlar. Arefeden bir gün
önce tekrar ihrama girerler. Hacc-i Ifrat ve
Hacc-i Kiran'a niyet edenler Bayramin birinci
günü tas attiktan sonra kurban kesilinceye kadar ihramda
kalirlar. Tas-Bas-Tras'dan (Seytan taslama. Kurban
kesme. Tras olma) sonra ihramdan çikarlar. En
sonunda Arafat - Müzdelife vukufü ve seytan taslama
bitince hemen ziyaret tavafini (Farz Tavafi) yapmak
üzere Kâbe'ye gelinir ve Tavaf yapilir. Safa ve Merve
arasinda tekrar say yapilir. Kurbanlar kesildi haberi
gelince tras olunarak ihramdan çikilir. Bundan sonra
normal elbiselerle Kâbe bol bol tavaf edilir. Mekke'den
ayrilirken en son Veda Tavafi yapilarak
Kâbe terk edilir. 3.Arafat: Mekke
sehrine takriben 30 km uzaklikta bulunan bir aindir.
Burada arefe günû günesin dogusundan, batisina kadar
bulunmak farzdir. Arafat'ta vakfeye durmayan kisi hac
ibadetini yapmamis olur. Burada' bol bol dua, zikir ve
ibadet yapilir. Dualarin, isteklerin kabul edildigi
kutsal bir yerdir. Ovanin ortasina yakin bir yerde
«Cebelû-r rahme" denilen bir tepe
vardir. Bu tepe civarinda dua etmek sevaptir. Günes
battiktan sonra «Mesaril Harem» denilen
mescidin yanina, yani Müzdelife'ye gelinir. Burada aksam
ve yatsi namazlari beraberce kilinir. Bu mahalde de bol
bol ve zikir yapilir. Mina'da atilacak olan taslar
buradan toplanir. Sabah namazindan,isteyen Mina'daki
çadiarda kalir, isteyen de Mekke'deki evine gider.
Mina'yi terk edenler, sünneti terk etmis olurlar.
Mina'da üç gün seytan taslanir. Bayramin birinci
gününde, büyük seytana yedi, ikinci gününde büyük, orta
ve kûçûk seytana yirmibir, ûçüncü gününde yine her ûçüne
yirmibir tas atilir. Tas atma bittikten sonra hacilarin
isleri bitmis olur. Medine'yi ziyaret etmemis olanlar
Medine'ye, Hac'dan önce ziyaret etmis olanlarda
memleketlerine dönerler. Zamanlari olanlar, Hz. Aise
Mescidinden Umre için ihrama girerek bol bol Umre
yaparlar. Cezalar (Cinayetler):
Haccin ve Umrenin menasikinden (erkânindan) biri,
ihlal, ihmal veya terk edilirse bunlara bir bedel
gerekir ki buna Haccin ve Umre'nin cezalari manasinda
cinayetler denir. Hacc ve Umrenin farzlari terk
edilirse ibadet bozulur, iadesi gerekir. Haccin
vacibleri terk veya ihmal edilirse, yapilan hatanin
cinsine göre ya ibadet kaza edilîr veya ceza verilir. Bu
cezalar deve, koyun, keçi cinsinden bir hayvanin kurban
edilmesi oldugu gibi, sadaka seklinde veya oruç tutmakla
da ceza yerine getirilir. Hacc ve Umre'nin
vacibleri: 1. Sa'y yapmak (Safa ile Merve
arasinda); 2. Ihrama intikat denilen yerlerden
girmek; 3. Günes batincaya kadar Arafat'dan
ayrilmamak; 4. Müzdelife'de vakfeye durmak; 5.
Mina'da 3 gün seytan taslamak; 6. Tras veya saç
kisaltma; 7. Veda Tavafi (Tavafi Sader)
Hacilarin dikkatine: 1. Medine
ve Mekke'de namazlar mümkün oldugu kadar Harem'de ve
cemaatla beraber kilmaga çalismak; 2. Sehevi
hislerden, fasiklik yapmaktan, kavga çikarmaktan
siddetle sakinmak. (Bakara, 197) 3. Ibadet ve
Ziyaret yerlerinde, müslümanlara söz ve fiil ile eziyet
verimemege ve kibar olmaya çalismak (Halim, Selim) 4.
Ihramli olan haci adaylari, ihramin bütün yasaklarina
kusursuz uymali. Ihram yasaklari kisaca söyledir: a)
Vücuttan kil koparmak, tirnak kesmek, saç, ot, çiçek
koparmak v.s.. Kan çikmasinda bir beis yoktur. b)
Ihrama girdikten sonra koku sûrmek, yiyecegine ve
içecegine koku batirmak, kokulu sabunla yikanmak.
Ihramdan önce sürülen koku kalmis ise zarari yoktur.
c) Ehil olmayan kara ve deniz hayvanlarini avlamak;
d) Zina yapmak, sehvetle dokunmak ve öpmek v.s.
e) Eldiven ve ayakkabi giymek. Paltoyu giymeden
omuza atmakta zarar yoktur. f) Kadinlan yüzleri ve
elleri ihramda açik olmali. Elbiseleriyle birlikte
ayakkabilariyla dolasirlar.
Medine'deki ziyaret
yerleri: 1) Kuba mescidi 2) Cuma mescidi 3) Iki
kibleli mescid 4) Yedi mescidler 5) Cennet-ül Baki
(Kabristan) 6) Uhud Sehitleri Mekke'deki ziyaret
yerleri: 1) Peygamberimizin dogdugu ev 2) Mekke
kabristani (Cennet-ül mualla) 3) Hira-Nur dagi 4)
Sevr magrasi 5) Cin mescidi 6) Cebel-i Ebi Kubeys
Suudi Arabistan, İslam'ın kutsal
beldelerini ve doğuş topraklarını yönetimi altında tutan
bir devlet olduğundan bütün dünya Müslümanlarının
gündeminde olan bir devlettir. Hac ve umre için bu
devletin vizesine ihtiyaç duyulması sebebiyle bu
ibadetlerini yerine getirmek isteyenlerin zorunlu olarak
bu devletle bir irtibatları da oluyor. Dünyaya "seriatla
yönetilen ülke" olarak lanse edildiğinden dolayı da sık
sık tartışmalara konu olmaktadır.
SUUDİ
ARABİSTAN HAKKINDA GENEL BİLGİLER Resmi Adı : Suudi Arabistan
Krallığı Başkenti : Riyad
Yönetim Biçimi : Monarşi
Para Birimi :Suudi Arabistan Riyali Para Birimi
Paritesi : 1 Usd = 3.75 Riyal (Mart 2001)
Kişi Başına Gelir : 9000 $ (1999)
Diğer Önemli Şehirleri :
Mekke,Medine,Cidde,Taif,Dammam,Dahran,Bureyde.
Yüzölçümü : 2.150.000 Km2
Nüfusu : 23,000.000 (2000 Tahmini).
Nüfusun % 77.5'i şehirlerde yaşamaktadır.
Nüfus Artış Hızı : % 3.9
Etnik Yapı : Nüfusun % 94'ü
Araptır. Kalan Nüfusu Da Güney Asyalılar, Türkistan
Türkleri Ve Huiler Oluşturmaktadır. Dil
: Resmi Dil De Konuşulan Dil De Arapça'dır.
Din : Resmi din İslâm'dır ve halkın
% 99'u Müslüman dır. Müslümanların çoğu Sünni ve büyük
çoğunluğu Hanbelidir. Az sayıda da Şii vardır.
Müslümanların dışında az sayıda Hıristiyan ve Doğu
dinleri mensubu mevcuttur. Elektrik
:110 & 220
Volt Tel. Kodu : (00966) Mekke(2)
(00966) Medine(4) Türkiye'yi Aramak
İçin: 0090+Alan Kodu + Tel Çalışma
Saatleri : Bankalar :
Cumartesi - Çarşamba 08:00-12:00 17:00-20:00
Arası Mağazalar : Cumartesi - Çarşamba
09:00-12:00 15:00-18:00 Arası Cep Telefonu
:Turkcell- Arıa
Ort.Hava Sıcaklığı: En Düşük 25, En Yüksek 47
Havayolu seyahat süresi: 3 - 3,5
saat Okur Yazarlık Oranı : %62.8
Hafta Tatili : Perşembe - Cuma
Türkiye İle Saat Farkı : Yaz
Döneminde Yok. Kışın 1 Saat Önde. Enflasyon
Oranı : (Tüketici Fiyatları) %
-1.2 (1999) İhracat : 48 Milyar $
İthalat : 28 Milyar $
İşgücü : 7.000.000
Doğal Kaynaklar : Petrol Rezerv :
261,5 Milyar Varil (1999) Üretim : 8,8 Milyon Varil/Gün
Coğrafi Durumu : Ortadoğu ülkelerinden
sayılan ve Arap Yarımadası'nın büyük bir kısmını
kaplayan Suudi Arabistan kuzeyden Ürdün ve Irak, kuzey
doğudan Kuveyt, doğudan Basra Körfezi, Katar ve Birleşik
Arap Emirlikleri, güney doğudan Umman, güneyden Yemen,
batıdan Kızıldeniz'le çevrilidir. Topraklarının % 1'i
tarım alanı, % 39'u otlak, kalanı çöl ve kumsaldır.
Suudi Arabistan'a sıcak ve kurak bir iklim hâkimdir.
Yönetim Şekli : Suudi Arabistan
krallık rejimiyle yönetilmektedir. Kral oldukça geniş
yetkilere sahiptir. Yasama yetkisi de kralın elindedir.
Anayasaya göre ülkede uygulanacak yasaların şeriata
dayanması gerekir. Ancak pratikte bu konuda birçok pürüz
mevcuttur. Anayasayı değiştirme yetkisi kralın
elindedir. Her ne amaçla olursa olsun toplantı ve
tören için özel izin gerekir. Suudi Arabistan, BM, IKÖ
(İslâm Konferansı Örgütü), Arap Birliği, Körfez
İşbirliği Konseyi, OPEC (Petrol İhraç Eden Ülkeler
Teşkilatı), IMF (Uluslararası Para Fonu), İslâm Kalkınma
Bankası gibi uluslararası örgütlere üyedir.
İdari bölünüş: 13 idari bölgeye
ayrılır. Tarihi Bilindiği üzere
bugün Suudi Arabistan yönetiminin elinde olan topraklar
İslâm'ın beşiği olan topraklardır. Bu itibarla bu
toprakların İslâmi tarihi Resulullah (a.s.)'ın peygamber
olarak ortaya çıkmasıyla başlamış, Halifeler, Emeviler
ve Abbasiler dönemleriyle devam etmiştir. Bazı küçük
karışıklıklar ve ayaklanmalar müstesna tutulursa bu
dönemlerde bu toprakları sürekli hilafeti temsil eden
devletin yönetimi altında olmuştur. I. Dünya
Savaşı'nın Osmanlı Devleti'nin aleyhine sonuçlanması
üzerine Ibni Suud yönetimi 1921'den sonra Hâil, Tâif,
Mekke, Medine ve Cidde'yi de ele geçirdi. Abdülaziz ibni
Suud 5 Aralik 1924'te Necd ve Hicaz kralı olarak ilan
edildi. 27 Mayıs 1927'de İngilizlerle yapılan anlaşmayla
"Necd ve Hicaz Krallığı" bağımsız bir devlet statüsü
kazandı. 1932'de devletin adı "Suudi Arabistan Krallığı"
olarak değiştirildi.
İslami
Hareket Suudi Arabistan yönetiminin
uyguladığı sıkı baskı politikası ve örgütlenmeye karşı
getirilen yasaklar bu ülkede örgütlü bir İslami faaliyet
yürütülmesine imkân vermemektedir. Hâlen faaliyet
yürüten kuruluşların tamamı devlete bağlıdır ve devletin
resmi politikasını savunmak zorundadır. 100 bin kişilik
bir orduya sahip olan Suudi Arabistan'ın 300 bin kişinin
çalıştığı bir istihbarat örgütünün bulunması sebebiyle
cemaat çalışmaları yürütülmesi de oldukça zor
olmaktadır. Başta Müslüman Kardeşler olmak üzere kendi
ülkelerinde İslâm'ı devlete hâkim kılmayı amaçlayan
cemaatlerin Suudi Arabistan'da faaliyette bulunması
yasaklanmıştır. İbni Abdülvehhab'ın görüşlerine
dayandırılan resmi davet çalışmalarının amacı ise Suud
yönetiminin izlediği politikaya bir meşruiyet zemini
oluşturmak ve özellikle gençler arasında resmi sansürden
geçmemiş fikirlerin yayılmasına fırsat
vermemektir.
Ekonomi Suudi
Arabistan ekonomisi birinci derecede petrole dayanır.
Günlük petrol üretimi 8 milyon varildir. Bu miktarla
OPEC ülkeleri arasında birinci sırayı alır. Bu miktar
OPEC ülkelerinin 24 milyon 520 bin varil olan günlük
toplam petrol üretiminin üçte birine yakındır. Yılda
ortalama 33 milyar m3 miktarında da doğal gaz
üretmektedir. Petrol ve doğal gazdan elde edilen gelirin
gayri safi yurtiçi hasıladaki payı % 35'tir. Suudi
Arabistan hacdan da önemli miktarda gelir sağlamaktadır.
Suud yönetimi hacılardan ayakbastı parası, özel hizmet
parası gibi çeşitli vergiler almaktadır. Tarım son
yıllarda petrolden elde edilen gelirlerle nispeten
geliştirilmiştir. En çok üretilen tarım ürünlerinin
başında tahıl ve çeşitli sebzeler gelir. Son yıllarda
seracılığın yaygınlaştırılmasına çalışılmaktadır. Basta
hurma ve üzüm olmak üzere bazı meyveler de
yetiştirilmektedir. Tarım ve hayvancılıktan elde edilen
gelirin milli gelir içindeki payı % 6'dir.
Sanayi Suudi Arabistan'ın
sanayi kuruluşlarının başında petrol arıtma ve
petrokimya tesisleri gelir. Üretime dayalı sanayi pek
gelişmemiştir. Ancak son yıllarda bazı sanayi kollarının
oluşturulması yolunda mesafe katedilmiştir. Şimdiye
kadar kurulmuş olan sanayi kuruluşları genellikle gıda,
meşrubat, sigara, tekstil, dericilik, konfeksiyon,
mobilya, ağaç işleri, kâgıt ve kırtasiye malzemeleri
imalatı, plastik, çimento ve diğer inşaat malzemeleri
üretimi, maden isleri, madeni ve toprak eşya üretimi,
büro malzemeleri ve çeşitli mekanik ve elektrikli
araçlar üretimi sektörleriyle ilgilidir. İklim
Şartları - Hava Sıcaklık Durumu Son
dönemlerde Ramazan umresi ve Hac Mevsimi iklimin yumuşak
olduğu kış aylarına denk geldiğinden, gündüzleri çok
rahatsız etmeyen bir sıcaklık, akşamları ise hafif bir
serinlik olabilir. Medine yılın her anı Mekke'ye göre
daha serindir. Sıcaklık gündüzleri kışın 25 - 30o C
akşamları 15 - 20o C , Yazın ise gündüzleri en yüksek
sıcaklık 45 - 50o C , geceleri en düşük sıcaklık 20 -
25o C olmaktadır. Öğle saatlerinde mümkün mertebe
dışarıda kalmamaya dikkat
etmeliyiz.
Sağlığımızı Korumaya Dikkat
Etmeliyiz Suudi Arabistan yıllar geçtikçe
sağlık hizmetlerinin kalitesini yükseltti. Hastaneler
hala ücretsiz ancak özel hastanelerin sayısı da bir
hayli fazla. Genel olarak sağlık hizmetlerinde sıkıntı
ve aksama hissedilmiyor. Musluk suları genelde
içilmiyor. Şişe suyu tercih ediliyor. Hemen her bölgede
hastane bulunuyor. Her türlü sağlık probleminde bu
hastanelere gidebiliyoruz. Sürekli ilaç kullanıyorsanız
yanınıza almanızı tavsiye ederiz. Aşırı kalabalık
zamanlarda hizmetlerde aksama olabileceğini göz önünde
bulundurunuz. Kıyafet
Seçimi Havanın genellikle sıcak ve güneşli
olması nedeniyle, yanımıza ince ve açık renkli
kıyafetleri almalıyız. Kumaş cinsi olarak keten ve pamuk
cinsi tercih edilmelidir. Ancak her ihtimale karşı bir
ceket veya hırka (yelek) götürmekte fayda var. İhram
alırken kalın olanını seçmemiz faydalı olacaktır.
Telefon Sistemi Türkiye 'den
götüreceğiniz mobil telefonları uluslar arası kullanıma
açtırmanız gerekiyor. Ayrıca Türkiye 'ye telefon
kabinlerinden ucuz telefon açabilir veya telefon kartı
satın alabilirsiniz. Suudi Arabistan hazır mobil telefon
sim kartı satın alıp cihazınıza takarak
kullanabilirsiniz.
Alışveriş Giderken yanınıza Riyal, Dolar veya Euro
alabilirsiniz. Bazı alışveriş yerlerinde kredi kartı da
kullanılabilmektedir. Mağazalardan günün her saatinde
alışveriş yapılabilirsiniz. Hediyelik alışverişlerinizi
hem Mekke, hem de Medine 'de yapabilirsiniz. Hurma
alışverişi için daha çok Medine tercih edilir.
Kargo Şirketleri Satın
alacağınız hurma vb eşyalarınız ile zemzem bidonlarınızı
Mekke ve Medine'den Türkiye'nin her yerine eşya taşıyan
kargo şirketleri vasıtası ile gönderebilirsiniz.
* Müftülükten "2011 Yılı Hac'cı İçin
Acenta Kayıt Yaptırabilir>" Belgesi, * En az bir yıl
geçerli pasaport, (Boş Vize Sayfalı, Seyahat tarihi
itibari ile 10 Yıldan eski olmayan
pasaport),>
* Nüfus Cüzdanı arkalı önlü
fotokopisi, (T.C. Kimlik Numaralı),
* 2 adet 4 x
6 ebadında beyaz fon ile çekilmiş vesikalık fotoğraf,
>
* Eşi ile gidenlerin evlilik cüzdanı
fotokopisi veya vukuatlı kayıt örneği,
* Menenjit
Aşısı Kartı.
Notlar * 45 Yaş altında yanlarında
erkek mahremi ile gidecek (baba, öz amca, öz dayı öz abi
v.b.) bayanların nufüs kayıt örneği ve muvaffakatname ve
taahhütname gerekmektedir.
* 45 Yaş altından
yalnız gidecek bayanlar yanlarından gerçek erkek mahrem
olmadıkça seyahate katılamazlar Anne veya Baba
Pasaportuna kayıtla çocuklar mutlaka resimleri yapışmalı
ve mühürlenmelidir.
Muvaffakatname Örneği
Umre
ziyareti için (Eşim,kızım, oğlum, vb)
.............................. doğ. ..................
Kızı ..............................'un Suudi Arabistan'a
(babası, kardeşi,dayısı,abisi,amcası vb)
...........................................................
ile Umre ziyareti için Suudi Arabistan'a gitmesine
muvafakat ediyorum.
Muvaffakat Eden
........................ Adres
........................ İmza
........................